Yaklaşık olarak insanın yumruğu kadar olan kas kümesi, günde 40 varili dolduracak kadar kan pompalar. Kalbimiz sadece vücudu değil kendisini de oksijenle besler. Kanın içinde bulunan alyuvarlar, oksijene yapışarak tüm vücudu dolaşır ve bu şekilde tüm doku ve organlarımızın oksijen ihtiyacı giderilir.

Kalbimizin yüzeyi kaslar, kılcal damarlar ve koroner atardamarlarla kaplıdır. Kalbimizin duvarları birlikte kasılıp gevşeyen 50 milyon elastik kas hücresinden oluşur.

Kalbimiz an be an vücudumuzun gereksinimlerini karşılayacak şekilde tasarlanmıştır. Hareketsiz oturduğumuzda 70' ’ten fazla atması gerekmez. Onun dışında kalbimiz, kendi güç kaynağına sahip olan tek organdır. Duvarlarının ardına gizlenmiş bir hız ayarlayıcısı, kalbin düzenli atmasını sağlayan elektrik sinyallerini üretir. Spor yapmaya başladığımız zaman ise dakikada 70 olan kalp atışımız 2’' ye hatta 3’' e katlanır. Bunun sebebi ise kaslarımızın oksijene ihtiyacı olmasıdır.

Koroner damarlarda bulunan kum tanesi kadar bile olmayan tümör, hemen hemen tamamı kolesterolden oluşmuştur. Normal olarak çalışabilmesi için vücudun kolesterole ihtiyacı vardır. İhtiyacımız olan kolesterolün büyük bir kısmı karaciğer tarafından sağlanır. Fazla kolesterol ise kana karışır. Küçük miktarlar güvenle taşınabilirler. Fakat fazla olduğu taktirde bu yağ damlaları kanı zehirlemeye başlarlar. Bu fazla olan yağ damlaları koroner atardamardaki ince çatlaklara takılıp kalırlar ve yağ dolu bir tümör yani bir plaka oluştururlar. Bu plaka yıllar geçtikçe damarın içine doğru büyür ve yavaş yavaş kan akışı engellenmeye başlar. Bunun sonucu olarak kalbin bazı bölgeleri oksijensiz kalmaya başlar. Vücut, buna bir tepki oluşturarak oksijensiz kalan bölgelere damarlar açarak doğal by-pass’ı gerçekleştirir.

Nabzımız arttığında ise kan, hastalıklı koroner damarlardan geçerken büyük bir basınç altında geçer. Kan hücreleri normal hızının 5 katı hıza ulaşırlar. Buna müteakip plakaların etrafında helezonlar ve girdaplar oluştururlar. Bu basınca dayanamayan plakalardan küçük parçalar kopar ve alyuvarlar kopan yerlerin üstünü birkaç dakika içinde kapatarak pıhtılaşırlar. Bu, vücudumuzun başka yerinde olsa hayatımız kurtarabilirdi ancak bu daracık damarlar içinde tam tersi bir etki yaratır. Zamanla pıhtılaşan yere daha çok kan hücresi gelir ve pıhtı büyümeye devam eder. Pıhtı büyüdükçe kalbe gelen kan miktarı azalmaya başlar. Vücudumuzda oksijene en çok ihtiyaç duyan kalp kası hücreleri, oksijene en çok ihtiyaç duydukları sırada oksijenden mahrum kalırlar. Oksijensizlikten ölmek üzere olan hücreler beyne ağrı sinyalleri göndermeye başlarlar. Bazen ise bu gerçekleşmeyip ağrısız kalp krizi denilen durum gerçekleşebilir. Çoğu insan bunun bir kalp krizi başlangıcı olduğunu anlamaz bile. Öte yandan gittikçe büyüyen pıhtı, damarın çoğunu tıkamıştır. Ağrı ise inanılmaz boyutlara gelir. Sol kolda çok kuvvetli bir ağrı hissedilir. Kalpteki 4 milyon hücre oksijensiz kalmıştır.

Vücut krizi atlatmaya çalışır. Öncelikle beyin adrenalin salgılanmasını ve kana karıştırılmasını sağlar. Bu, insan vücudunun en ilkel ve en güçlü tepkilerinden biridir. Adrenalin kalbe ulaşır ve iç duvarlara nüfuz eder, hız ayarlayıcısı hızlanmaya başlar, kalp spor yaparken attığından daha fazla bir şekilde atmaya başlar. Kalbin tek çabası oksijensizlikten ölmek üzere olan kas hücreler içindir. Fakat adrenalinin büyüyen pıhtı üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Pıhtı artık damarın tamamını tıkamaya başlar. Kalp hücrelerine gelen oksijen çok azalmıştır. Bu yüzden kalp hücreleri enerjilerinin çoğunu harcadıktan sonra fonksiyonlarını yavaş yavaş durdurmaya başlar ve sonunda da atmayı keserler. Meydana gelen etkiler vücudun geri kalanına yansımaya başlar. Akciğerler sıvıyla dolmaya başladığı için nefes alma sıklığı artar. Kalp zayıfladıkça kan akciğerlerden gelen damarlara geri dönmeye başlar. Ekstra basınç kan dışında ki sıvıların akciğerlerde ki hava keselerine dolmaya başlamasına neden olur. Eğer bu sona ermezse insan kendi vücut sıvısında boğulur. Oksijensiz kalan kas hücreleri zamanla patlayıp ölmeye başlar. 20 dakika içerisinde müdahale edilmediği taktirde kalp bir daha normal bir şekilde atamayacak kadar hasar görür. Diğer hücrelerden farklı olarak bu hücreler asla yenilenemezler.

Doktorlar ise yaptıkları ilk müdahalede hastaya TPA yani doku plazminojen aktivatörünü verirler. Bu ilacın pıhtılaşmayı engelleyip, pıhtı ayırıcı bir özelliği vardır

Müdahale edilip pıhtı ortadan kaldırıldıktan sonra canlı kalan hücreler bazen kendi elektrik sinyallerini oluşturarak kalbin bir kaosa girmesine neden olurlar. Yaydıkları sinyaller kalpte bulunan hız ayarlayıcının sinyalleriyle çakışarak ortaya elektriksel bir anarşi çıkar. Birleşik bir ritim olmazsa kalbin atması mümkün değildir. Bu şekilde beyne giden oksijen sıfıra düşer, eğer kalp 4 dakika içerisinde atmazsa beyin kalıcı şekilde hasara uğramaya başlar. Bu durumda hastaya hemen şok verilir. Verilen şok ise bir futbol stadını aydınlatabilecek güçte yani 130. 000 Watt ya da 200 Jouledur. Şok kalbi çalıştıracak şekilde değil, hız ayarlayıcısının kontrolü yeniden ele alabilmesine fırsat tanımak için kalbi durdurmak üzere tasarlanmıştır.

Yırtılan, kopan plaka ise 5 gün içerisinde iyileşir, bu süre içerisinde yeniden pıhtılaşmasını önlemek için hastaya kan inceltici ilaçlar verilir fakat plaka damarın içinde daima kalacaktır. Bu yüzden hasta her zaman kan inceltici ilaçlar kullanmak durumunda olacaktır.

Kalp krizi ölümcül bir durumdur ve kriz sırasında onarılamayacak hasarlar meydana gelebilir. En büyük neden ise sağlıksız ve kolesterolü yükselten besinlerle beslenmemizdir. Küçücük bir yağ plakası inanılmaz şeyler yapabilir, bu yüzden dengeli beslenip spor yapmayı aksatmamalıyız.

Unutmayın sağlık her şeydir...

Kategoriler:

Yapılan Yorumlar

Henüz kimse yorum yapmamış.

Bu sayfada yer alan bilgilerle ilgili sorularınızı sorabilir, eleştiri ve önerilerde bulunabilirsiniz. Yeni bilgiler ekleyerek sayfanın gelişmesine katkıda bulunabilirsiniz.

Yorum Yapın

Güvenlik Kodu
Coğafya Tarih Sitesi Matematik Sorusu Türkçe Sitesi